Kurtulmuş: Küresel sistemde restorasyona gidilmeli


0
1 share

“21. Yüzyılda Siyaset ve Yeni Açılımlar Forumu”nda söz alan AK Parti Genel Başkanvekili Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, “Siyasetin yeni dünyadaki zemini giderek değişiyor. Küresel arenadaki güç mücadeleleri, rekabet ve çatışmalar dünyamız için çok büyük riskler barındırıyor. Dünyada insani ve yeni bir paradigmaya ihtiyaç var. Küresel sistemde hakkaniyet ve adalet ölçüsünde restorasyona gidilmeli.” dedi.

sosyal politik + 21. yüzyılın hızla değişen paradigmaları içerisinde Türkiye ve tüm insanlığın geleceği için yeni, alternatif fikirler üretmek amacıyla uzmanlıkları itibariyle ulusal ve uluslararası çok sayıda ismi bir araya getiren “21. Yüzyılda Siyaset ve Yeni Açılımlar Forumu” İstanbul’da kapılarını açtı. AK Partili siyasilerin yanı sıra 23 farklı ülkeden uzman sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve akademisyenlerin yer aldığı forumda, siyaset felsefesi ve küresel siyasetin karşı karşıya kaldığı sorunlar üzerine çalışmış düşünür, akademisyen ve siyasetçiler bir araya geldi. Forumda, yerli ve yabancı pek çok değerli ismin, farklı konu başlıkları altındaki güncel tartışmaları çok boyutlu bir şekilde ele aldığı panellerin ilki AK Parti Genel Başkanvekili Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’un moderatörlüğünde düzenlendi. “21. Yüzyılın Krizleri ve Siyasetin Geleceği” başlıklı panelde konuşan Kurtulmuş, “Siyasetin yeni dünyadaki zemini giderek değişiyor. Bu değişimin gerçekleşmesinde teknolojinin önemli bir payı var. Öte yandan küresel arenadaki güç mücadeleleri, rekabet ve çatışmalar dünyamız için çok büyük riskler barındırıyor. Ancak bu risklerin, Türkiye gibi ülkeler için, küresel arenada daha fazla söz sahibi olabilmek adına, aynı zamanda büyük avantajları da beraberinde getirdiğine inanıyorum. Hiç kuşkusuz dünyada insani, hakkaniyetli yeni bir paradigmaya ihtiyaç var. Bunun için farklı fikirlerin yakınlaştırılması lazım. Küresel sistemde hakkaniyet ve adalet ölçüsünde restorasyon yapılması gerekli.” dedi.

Prof. Dr. Öğün: “Dünyamız giderek bir ‘teknodünya’ya dönüşüyor”

Panelde söz alan konuşmacılar, 21. yüzyıl siyasetine yön veren arayışların ve insanlığın ihtiyaçlarına cevap verebilecek düşünce akımlarının neler olabileceğini tüm detaylarıyla masaya yatırdılar. Sanayi toplumuna özgü tüm siyasi yapıların büyük bir çözülme içerisinde olduğuna dikkat çeken İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün şöyle konuştu: “Fikirleri çoğu zaman gerçeğin yerine koymak gibi bir zaafımız var. Bu nedenle siyaseti de çoğu zaman zeminini ihmal ederek yapıyoruz. İnsanlık tarihi boyunca siyaset aslında kamusal bir meseleydi. Bir bakıma siyaset bir olgunlaşma, kendini tamamlama meselesiydi. Günümüzde ise bu kavramlar daraldı. Modern dünyada siyaset ve tüm kamusal alanlar ekonomik anlamda yeniden tarif edildi. Siyasete büyük sınıflar, geniş kitleler dahil oldu. Artık sanayi toplumuna özgü bütün yapılar çözülüyor. ‘Sanayi sonrası dönem’ denilen yeni bir döneme girdik. Bu dönemde yeni rollerin, yeni iş bölüşümlerinin yerini ne alacağı meçhul. İçinde yaşadığımız yeni dünya bir ‘teknodünya’ olacak. Ancak maalesef bu dönüşümü büyük sorunlarla, derin krizlerle yaşıyoruz.  Devletler de bu anlamda ‘teknodevletlere’ dönüşecek.” Çin bunun önemli bir örneği olarak karşımıza çıkıyor. Teknodünya’da kamusal bütün zeminleri kaybediyoruz. Bu konu insanlık adına oldukça endişe verici bir hal aldı. Bu zemin kaybı, ekonomik krizleri de tetikliyor. Bu sorunların üstesinden gelmek için yeni bir ‘moral politik’ inşa etmeliyiz. Bunun da yolu ancak adaletten geçer. Adalet kavramına dayalı bir siyaset kavramı inşa edebilir miyiz? Yeni dönemde üzerinde durmamız gereken asıl soru bu.” 

Prof. Dr. Duran: “Küresel rekabet ortamı Türkiye’ye küresel güç olma fırsatı sunuyor”

 SETA Genel Koordinatörü Prof. Dr. Burhanettin Duran da dünyanın yeni krizlere gebe olduğunu vurguladığı konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Son 500 yıllık dünya tarihine baktığımızda savaşların, sömürgecilik anlayışının bugün bile dünya siyasetinde hala belirleyici olduğunu söyleyebiliriz. Adalet, sürdürülebilir kalkınma, paylaşım, özgürlük ve eşitlik sorunları maalesef tüm dünyada hissedilir ölçüde artıyor. Sibergüvenlikten iklim değişikliğine, göçmenlikten yabancı düşmanlığına varıncaya dek karşımıza çıkan tüm sorunlar, dünyanın nereye gittiği konusundaki endişelerimizi artıyor. Sanıldığının aksine ‘tarih’ sona ermedi. Günümüzde karşımıza çıkan sorunlar çok daha yıkıcı. Bu sorunların çözümü noktasında beşeri sermayenin desteklenmesi ve bu manada felsefi bir tartışmanın başlatılması yerinde olacaktır. ABD, Çin, Rusya gibi küresel güçler arasındaki rekabet Türkiye gibi bölgesel güçlere, yeni dönemde aynı zamanda küresel güç olma fırsatı tanımaktadır. Türkiye yeni dönemde pozisyonunu daha da güçlendirmek için milli kapasitesini artırmaya devam etmeli. Ayrıca ülkemizin büyük güç rekabet koşullarını göz önünde bulundurarak, denge siyaseti izlemeye devam etmesi lazım. Uluslararası örgütlerin yetersiz olduğu dünya düzeninde, Türkiye’nin iş birliği, adalet ve eşitlik temelli konumunu koruması son derece önemli.”

Abdessalem: “Çok kutuplu yeni bir düzen inşa ediliyor”

Eski Tunus Dışişleri Bakanı Dr. Rafik Abdessalem de yaptığı konuşmada, “Şu an tam bir dönüşüm sürecinden geçmekteyiz. Gerek siyaset, gerek teknoloji, gerek bilim hızla dönüşüyor. Ancak bu dönüşüm, henüz siyaset kurumlarına tam anlamıyla yansımadı. Sürekli değişmekte olan bir uluslararası düzenle karşı karşıyayız. Çok kutuplu yeni bir düzen inşa ediliyor. Uluslararası düzende tam anlamıyla bir anarşi ortamı oluştu. ‘Eski ve yeni’ arasındaki bir dengede sıkışmış durumdayız. Eski uluslararası kurumların gerçeği ile ‘sahadaki’ devletlerin kurduğu düzen arasında bir ayrışma yaşanıyor. Ortadoğu’da siyasi ve stratejik bir vakum oluştu. Amerika’nın Ortadoğu’daki bölgelerden çekilmesi bir vakum etkisi yarattı. Bu durum Türkiye ve İran başta olmak üzere bölge ülkelerini olumsuz etkiliyor. Bu sorunların çözümü için artık bir an önce çok taraflı bir uluslararası düzen inşa etmemiz zorunluluk taşıyor.” dedi.

Prof. Dr. Quansheng: “ABD ile Çin sistemleri birbirine bağımlı hale geldi”

Amerikan Üniversitesi, Asya Çalışmaları Araştırma Konseyi Başkanı Prof. Dr. Quansheng J. Zhao ise, Çin’in son yıllarda ekonomik alanda gösterdiği başarının ABD’nin dış politikadaki tutumunu etkilediğini söyleyerek, “Çin’in ekonomide gösterdiği başarı, ABD’nin Çin’i tehdit olarak görmesine neden oldu. Siyasi nüfuz alanı olarak Çin, ABD’nin hala gerisinde. Ancak Çin, bu açığı kapatmak için büyük çaba gösteriyor. Aslında bir bakıma Washington ve Pekin ilişkileri, soğuk savaş dönemini andıran gerginlikler yaşasa da, her iki sistem aslında iç içe geçmiş durumda. Bu anlamda her iki ülke de birbirine bağımlı hale gelmiş durumda. ABD, bu denklemden çıkmak için, Çin’den ayrışmaya çalışıyor.” şeklinde konuştu.  

Rasool: “Popülizme popülizm ile cevap vermek sorunları daha da derinleştirir”

Eski Güney Afrika ABD Büyükelçisi Ebrahim Rasool, küreselleşme tanımının şekil değiştirdiğine vurgu yaptığı konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Dünyadaki mevcut küreselleşme düzeninde bir eksik, bir açık var. İnsanlık tarih boyunca hiçbir zaman bu denli büyük bir yoksulluk ve eşitsizlikle karşı karşıya kalmamıştı. Gıda, enerji, su, güvenlik gibi pek çok büyük krizle karşı karşıyayız. İnsanlar savaştan, açlıktan kaçtıkça dünyanın geri kalanı bu insanları ötekileştiriyor. Bu sorunu çözmek zorundayız. Diğer yandan popülizm ve aşırıcılık da büyük bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Dünya siyasetinde bu anlayışların güç kazandığını görüyoruz. Bu yeni tip siyasetlerin koordinatlarını doğru anlamalıyız. Popülizme, popülizm ile cevap vermek, dünya siyasetinde sorunları daha da derinleştirir. Birleşmiş Milletler’in uluslararası yönetişim düzeni çöktü. Artık daha küresel bir sistem inşa etmek için harekete geçmeli ve Birleşmiş Milletler’in dönüşümünü tartışmaya başlamalıyız.”  

Dabur: “İslam ülkelerinde iktidar ve refah adil bir şekilde paylaştırılmalı” 

İslam Ülkeleri İstatistik, Ekonomik ve Sosyal Araştırma ve Eğitim Merkezi, SESRIC Genel Sekreteri Nebil Dabur da, İslam ülkelerinin dünya siyasetinde hak ettiği değere ulaşamadığı tespitinden yola çıkarak, şu değerlendirmelerde bulundu: “1.9 milyar nüfusuyla İslam İşbirliği Teşkilatı’na üye olan ülkeler, büyük bir küresel güçtür. İslam ülkeleri tüm dünyada petrol kaynaklarının yüzde 65’ini, doğal gaz kaynaklarının ise yüzde 58’ini kontrol etmektedir. Sosyoekonomik olarak, İslam ülkelerinin taşıdığı bu büyük potansiyele rağmen, ekonomik refah olarak İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi 57 ülke, maalesef çok iyi bir durumda değil. Bizler İslam bloğunun gerçek potansiyeline ulaşamamasının ana sebebinin, çatışmalar ve güvenlik meselesi olduğuna inanıyoruz. Üstelik bu ülkelerdeki çatışmalar 2000-2020 arası dönemde yüzde 40’tan yüzde 57’ye çıktı. Dünya’daki çatışmaların dörtte üçü İslam ülkelerinde çıkıyor. Bu çatışmaların, mülteci sorunu başta olmak üzere çok yıkıcı sonuçları oldu. Çatışma ve güvenlik sorunu İslam İşbirliği Teşkilatı’nın en büyük sorunudur. Teşkilata üye ülkelerdeki çatışma sayısı her geçen yıl artmaktadır. Bu bölgelerde çatışmaların yıkıcı sonuçları olmaktadır. Bu insani bir trajedidir. Milyonlarca insan bu nedenle evlerinden edilmektedir. İslam İşbirliği Teşkilatı barışı ve güvenliği sağlamadır, katılımcı kalkınmayı ve kalıcı barışı sağlamalıdır. İslam ülkelerinde sorunların çözümü için, iktidar ve refahın adil bir şekilde paylaşılması gerektiğine inanıyoruz.”


Like it? Share with your friends!

0
1 share

What's Your Reaction?

Karışık Karışık
0
Karışık
Başarısız Başarısız
0
Başarısız
Haha Haha
0
Haha
Geek Geek
0
Geek
Iyy Iyy
0
Iyy
lol lol
0
lol
Aşk Aşk
0
Aşk
omg omg
0
omg
win win
0
win

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.